top of page

Otomotiv Sektöründe Şeffaflık ve Tüketici Güvenine Dair Emsal Karar

Güncelleme tarihi: 23 Şub




Otomotiv sektöründe şeffaflık ve tüketici güvenini odağına alan, emsal niteliğinde bir Yargıtay kararını bilginize sunuyoruz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 24.02.2025 tarihli kararı, bir aracın üretim yerinin belgelerde farklı gösterilmesini sadece teknik bir hata değil, tüketicinin satın alma iradesini sakatlayan bir "hile" ve "gizli ayıp" olarak nitelendirmiştir.

🚗 Kararın Hukuki Temeli ve Geniş Yorumu

1. Belge ve Beyanların Bağlayıcılığı (Gizli Ayıp Niteliği) 6502 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca; bir malın ambalajında, etiketinde, kullanma kılavuzunda, reklamlarında veya internet portalında belirtilen özelliklerden birini taşımaması o malı "ayıplı" kılar. Somut olayda, aracın Garanti Belgesi ve AT Uygunluk Belgesi gibi en temel dokümanlarında "Almanya üretimi" yazarken, gerçek üretim yerinin Çin olması bu kapsamda değerlendirilmiştir. Satıcının veya ithalatçının bu bilgiyi doğru yansıtmaması, kanunun teknik düzenlemelerine aykırılık teşkil eder. Bu durum, ilk bakışta fark edilemeyecek nitelikte olduğu için hukuk tekniği açısından "gizli ayıp" olarak tescillenmiştir.

2. Satın Alma İradesi ve Güven Sarsılması (Hile Faktörü) Tüketicinin satın alma kararı, sadece aracın mekanik işleyişine değil, aynı zamanda markanın imajına ve o markanın ait olduğu ülkenin mühendislik şöhretine dayanmaktadır. Yargıtay’ın bu kararıyla, tüketicinin "Alman malı" güveniyle hareket etmesi korunması gereken bir irade olarak kabul edilmiştir. Aracın gerçek üretim yerinin hileli davranışlarla gizlenmesi; tüketicinin satın alma iradesinin aldatılarak oluşturulduğunu ve dolayısıyla markaya duyulan güvenin zedelendiğini göstermektedir. Bu güven sarsılması, tüketicinin araçtan beklediği "hukuki ve ekonomik yararı" ortadan kaldırmaktadır.

📌 Sonuç ve Değişim Kararı

Yargıtay, hile niteliğindeki davranışlarla yanıltılan tüketicinin, aracın kullanım süresine veya kilometresine bakılmaksızın; aracın Almanya ülkesinde üretilen ayıpsız misli (yenisi) ile değiştirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, satıcı ve üreticilerin beyanlarında dürüstlük ilkesine tam uyum sağlamak zorunda olduklarını hatırlatan çok güçlü bir yargısal reflekstir.

Kararın tam metni ekte sunulmaktadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas Yıl/No: 2024/425 Karar Yıl/No: 2025/1083

Karar tarihi: 24-02-2025


 

YARGITAY KARARI

 

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

 

SAYISI : 2021/743 E., 2023/2080 K.

 

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Tüketici Mahkemesi

 

SAYISI : 2017/226 E., 2020/399 K.

 

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

 

I. DAVA

 

Davacı vekili; müvekkilinin davalı firmadan 27.12.2013 tarihinde BMW 520 Li Sedan marka araç satın aldığını, aracı satın aldığı günden beri sürekli arızalar çıkarttığını, araçta meydana gelen arızaların BMW markasından beklenmeyecek derecede düşük kalite üretiminden meydana geldiğini gören müvekkilinin bu aracın üretim yeri konusunda şüpheye düştüğünü ve bu konuda araştırma yaptığını, dava konusu aracın tüm ithalat belgelerinde Alman menşeli olarak gösterildiğini, araca ilişkin Garanti Belgesi ve AT uygunluk belgesinde Almanya'da üretildiğinin yazıldığını, satış esnasında satışa konu aracın Çin'de üretilmiş olduğuna ilişkin olarak davacıya herhangi bir bilgi verilmediğini, müvekkilinin çektiği ihtarnameye cevaben ise aracın ithal edildiği ülkenin Almanya, üretildiği ülkenin ise Çin olduğunun bildirildiğini, tüm yasal dokümanlarda üretim yeri Almanya olarak belirtildiğini, bu konuda müvekkilinin yanıltıldığını, yapılan araştırmalar neticesinde Çin'de üretilen araçların motorun içinde yer alan eksantirik milinin dizayn hatası sonucu frenlerin tutmayabileceği, dolayısıyla güvensiz olduğu gerekçesi ile geri çağrıldığı ve toplandığının bilgisinin edinildiğini, son olarak araçta yangın çıkmasına kadar ciddi sonuçlar doğurabilecek bir arızanın meydana geldiğini, müvekkili tarafından bu aracın kullanımının çekilmez bir hal aldığını ileri sürerek; fazlaya dair haklarını saklı tutarak 27.12.2013 tarihinde satışı gerçekleştirilen ve satıldığı günden itibaren arızaları bir türlü giderilemeyen ve daha sonradan Çin'de üretildiği anlaşılan BMW 520 Li Sedan Marka aracın aynı modelden (teslim tarihindeki en son modeli ve 0 km de) ayıptan ari (Alman üretimi olan) yenisi ile değiştirilmesini, bu talebin yerine getirilmesinin mümkün olmaması halinde talebin bedele dönüştürülerek, araç için Euro cinsinden ödenen satış bedelinin 98.627,81 Euro karşılığından az olmamak üzere aracın ödeme gününden yeni ve ayıptan ari aynı model ve aynı özelliklere sahip cinsinin piyasa satın değerinin tespit edilerek dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.

 

II. CEVAP

 

Davalı vekili;davacı tarafın iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydı ile dava konusu talep yönünden uygulanacak olan 2 yıllık zamanaşımı ve garanti süresinin geçmiş olduğunu, davanın esasa girilmeden reddine karar verilmesi gerektiğini, aracın satım ve teslim alındığı tarihte yürürlükte olan 4077 sayılı TKHK'nun 4.maddesinde ayıplı maldan sorumluluğa ilişkin zamanaşımı süresinin düzenlenmiş olduğunu, yargıtay içtihatlarının bu yönde olduğunu, dava konusu araçta üretim hatası ve/veya üretim yerinden kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, davacının ayıp olarak nitelendirdiği hususların kullanım hatasından ve/veya müşteri memnuniyetsizliğine dayandığını, dava konusu 2013 model aracın davacı tarafça satın ve teslim alındığı tarihten itibaren kesintisiz olarak kullanılmış olduğunu, aracın yetkili servis kayıtlarına yansıyan son servis giriş olan 24.02.2017 tarihi itibariyle kullanım kilometresinin 101.289 km olduğunu, nitekim aracın servis geçmişi incelendiğinde araçta üretimsel bir ayıp veya kronik bir arıza durumunun olmadığını, üretim yerinin gizlendiği ve aracın, üretildiği yerden dolayı ayıplı olduğu, arızalandığı iddialarının yersiz ve temelsiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

 

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

 

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu araçta herhangi bir ayıp bulunmadığının hükme esas alınan teknik bilirkişi heyetinin kök ve ek raporu ile tespit edildiği, davacı vekilinin aracın menşei hususunda yanıltıldığı yönünde itirazlarının bulunduğu, gümrük belgelerinden aracın Alman Menşeili olduğunun anlaşıldığı, aracın Çinde üretildiği, tüketicinin yanılgıya düşürüldüğü iddiasını ispatlayacak dosya içeriğinde somut bir bilgi veya belge bulunmadığı, ayrıca dava konusu aracın Çin'de veya başka bir ülkede üretilmiş olmasının o araçta teknik bir sorun olacağının göstergesi olmadığının anlaşılması nedeni ile davacının davalı şirketten satın almış olduğu aracın ayıplı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

 

IV. İSTİNAF

 

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; üretici firma olan Bayerische Motoren Werke Aktiengesellschaft firmasının uluslararası bir firma olduğu ve Dünyanın birçok yerinde BMW markası ile üretim yaptığı, bilirkişi heyetince yapılan değerlendirmeye göre, dava konusu aracın üretim yerinin Çin olduğu iddiasının aracın mevcut arızaları ile ilgili teknik bir konu olmadığının, Alman malı BMW markasının diğer her türlü makine, telefon, araç vs. gibi bir çok şeyi Çin veya başka bir ülkede komple veya parça bazında üretim yapabildiği, bunun aracın veya o malın Çin markası veya malı olduğunun bir göstergesi olmadığının, sadece işçilik ve malzeme giderlerinin düşük olması sebebiyle üretimin ticari zihniyetle gerçekleştirildiğinin, Çin'de üretilen malın kalitesiz veya standarda uygun olmayan bir biçimde üretilmiş olduğunu göstermediğinin, araçların trafiğe çıkabilmesi için belli tip onayı standartlarına sahip olması gerektiğinin ve dava konusu araçta böyle bir sorun olmadığının mütalaa edildiği; aracın üretim yerinin yanlış gösterilmiş olmasının, dosya kapsamına yansıyan deliller ve savunma çerçevesinde tüketiciden özellikle gizlenmediği, davalı firmanın açıkça bu durumu ifade ettiği, aracın Çin'de üretilmesi nedeniyle araçta ciddi arızaların oluştuğu, Çin'de üretilen araçların motorun içinde yer alan eksantirik milinin dizayn hatası sonucu frenlerin tutmayabileceği dolayısıyla güvensiz olduğunu, araçta yangın çıkmasına kadar ciddi sonuçlar doğurabilecek bir arızanın meydana geldiğini, müvekkili tarafından bu aracın kullanımının çekilmez bir hal aldığını savunan davacı iddia ettiği hususları ispatlayamadığı, somut uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle davaya konu araçta bilirkişi heyetince yapılan incelemede ayıp tespit edilmediği, aracın 14.11.2016 tarihli arızası ise davacının onarım seçimlik hakkını kullanması sonucu araç onarılarak tüketiciye teslim edildiği, bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davacının istinaf başvurusunun oy çokluğuyla esastan reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

 

V. TEMYİZ

 

A. Temyiz Sebepleri

 

Davacı vekili; dava konusu araç satın alındığı günden itibaren sürekli arızalar çıkardığını, araçta üst üste meydana gelen arızaların BMW markasından beklenmeyecek derecede çok ve sıklıkla ortaya çıktığını, araçtaki arızaların büyüklüğü ve sıklığına örnek olarak; 02.11.2016 tarihinde araç servisinde yapılan periyodik bakımından sonra araçta yangın çıkmasına sebep olacak şekilde motor kapağının tüm motorun üzerine yağ püskürtmesi arızası ortaya çıktığını, araç bakımdan 12 gün sonra yeniden servise alındığını ve 14.11.2016-21.12.2016 tarihleri arasında serviste kaldığını, yerel mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında ve mahkeme kararında bu arızalar göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, aracın Çin üretimi olduğu ortaya çıktıktan sonra yapılan araştırmada Çin'de bu araçların motorun içinde yer alan eksantirik milinin dizayn hatası sonucu frenlerin tutmayabileceğini, dolayısıyla güvensiz olduğu gerekçesiyle geri çağrıldığı ve toplatıldığı bilgisine ulaşıldığını, bilirkişilerce araç üzerinde yapılan incelemede bu iddialar ve markadan beklenenin aksine aracın sürekli arıza verdiği hususlarının hiç değerlendirilmediğini ve yerel mahkemece de göz ardı edildiğini, dolayısıyla araçtan ve markadan beklenen faydanın sağlanamadığını, aracın satışı esnasında üretim yerinin Çin olduğu müvekkilinden gizlendiğini, tüketici olarak müvekkilinin yanıltıldığını, müvekkilinin dava konusu aracı tercih etme nedenlerinin başında zaten markanın Alman markası olması ve aracın Alman üretimi olduğu inancının geldiğini, yasal düzenlemelere göre de tüketicide oluşan bu inancın karşılanmamasının ayıplı mal kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca dava konusu aracın şasi numarası WB ile başlamakta olup bilindiği üzere araçlarda şasi numaralarının ilk iki haneleri araçların üretim yerini ifade ettiğini, WB harfleri aracın üretim yerinin Almanya olduğunu gösterdiğini, bu durumda da araçtaki şasi numarasından dahi aracın üretim yerinin Almanya olduğunun ve davacının aracın üretim yeri ile ilgili olarak hile ile yanıltıldığı açıkça ortada olduğunu, dava konusu araca ilişkin satım sözleşmesinde, araç ile birlikte tüketiciye verilen Garanti Belgesi ve AT uygunluk belgesinin her ikisinde de üretici firma ünvanı ''Bayerische Motoren Werke Aktiengesellschaft'' üretici firma adresi ''Petuelring 130, 80788 München(Münih), Germany(Almanya)'' olarak yazıldığını, aracın alımı sırasında araçla birlikte teslim edilen garanti belgesi ve AT uygunluk belgesinin her ikisinde de üretici firma adı ''Bayerische Motoren Werke Aktiengesellschaft'' üretici firma adresi ''Petuelring 130,80788 München(Münih), Germany (Almanya)'' diye gözüktüğünü, gerçekte aracı Çin’de üreten firmanın ünvanının “BMW Brilliance Automotive Ltd” olduğunu, bu firmanın BMW grubu ile Çinli otomotiv üreticisi Brilliance China Automotive Holdings Ltd. ortaklığı apayrı bir firma olduğunu, Adresi de “25th F, Tower B, GATEWAY, No.18 Xiaguangli Dongsanhuanbeilu, Chaoyang District, Beijing China” olduğu, sözkonusu firmanın web adresi olan http://www.bmw-brilliance.cn/cn/en/pr/index.html adresinden bu bilgiyi doğrulamanın mümkün olduğunu, davalı satıcının aracın satışı sırasında davacıya teslim ettiği Garanti Belgesi ve AT uygunluk belgeleri aracın Almanya’da, herkesçe bilinen BMW üreticisi firma tarafından üretildiğini yazmasına rağmen, araç gerçekte apayrı bir firma tarafından, Çin’de üretildiğini, satıcı bu durumu 6502 sayılı kanunun 8/2. maddesine açıkça aykırı olarak, hile ile alıcıdan gizlendiğini, davalının ithalat sırasında gümrük giriş beyannamesine üretim yeri olarak Almanya yazılmasının yanlışlık olduğunu, gerekli düzeltme işleminin yapıldığını ilk derece mahkemesine sunmuş olduğu dilekçelerde kabul ettiğini, devletin gümrük idaresine verilen Gümrük Giriş Beyannamesinde üretim yeri Çin olmasına rağmen Almanya yazıldığını, aracın Çin'de üretildiği satış esnasında müvekkiline bildirilecek olsaydı müvekkilinin bu aracı almayı kesinlikle tercih etmeyeceğini, dolayısıyla davalının yanıltıcı hareketi, satış sözleşmesi kurulmasına doğrudan etkisi hileli bir davranış olduğunu, araç alındıktan ve arızalar meydana geldikten sonra davacının sorgulaması üzerine aracın üretim yerinin aslında Çin olduğu davacıya bildirildiğini, aracın satış aşamasında bu konuda bir bilgilendirme yapılmaması, markanın Alman markası olması ve şasi numarası da dahil tüm resmi belgelerde aracın üretim yerinin Almanya olması ve davalı tarafça da satış esnasında bu konuda tüketiciye bilgi verilmemesi aracın üretim yerinin özellikle saklanması anlamına gelmekle birlikte tüketicinin yanıltılmasına neden olunduğunu, yerel mahkemece aracın Çin'de üretildiği kabul edilmesine rağmen aracın Çin'de veya başka bir ülkede üretilmiş olmasının araçta teknik bir sorun olacağının göstergesi olmadığı gerekçesiyle aracın ayıplı olmadığı kanaatine varıldığını, araçta yaşanan arızalar düşük kalite üretimden kaynaklandığını, bu segmentte yer alan bir aracın sağlaması gereken sürüş konforunu sağlamak bir yana aracın sürekli olarak çeşitli yerlerinden arıza verdiğini, aracın bu kadar fazla ve çeşitli şekillerde arızalanmasının kullanımdan kaynaklanan değil, düşük kalite üretimden kaynaklanan bir durum olduğunu, sonuç olarak aracın üretim yerinin tüketiciden gizlenmesi başlı başlına ayıplı mal kapsamında olsa dahi iş bu davanın sadece aracın üretim yerinin Çin olması nedeni ile açılmadığını, düşük kalite üretim nedeni ile aracın sürekli arızalanması neticesinde açıldığını, yerel mahkemece dava konusu araçtaki arızalanmalar göz ardı edilerek sadece üretim yerinin Çin olması nedeni ile iş bu dava açılmış gibi hüküm kurulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece yeterince araştırma yapılmadan hatalı olarak davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ileri sürerek; ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

 

B. Değerlendirme ve Gerekçe

 

Uyuşmazlık, aracın gerçek üretim yerinin alıcıdan hile ile gizlendiği bu sebeple ayıplı olduğundan ayıpsız misli ile değişimi olmadığı takdirde bedel iadesi, ayrıca manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

1. Taraflar arasındaki karşılıklı borç yükleyen sözleşmede davacı, davalının edimini gereği gibi ifa etmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürmektedir.

 

2. Borçlar hukuku anlamında sözleşmeye aykırılık, borçlunun sorumlu olduğu ifa imkânsızlığı ile borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi (kötü ifa, geç ifa, eksik ifa, aliud vb.) kavramlarını içine alır.

 

3. İfa, borçlanılan edimin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesi, alacaklının tatmin edilerek borcun sona erdirilmesidir (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015, 18. Basım, s. 906).Ahde vefa ilkesi gereğince; birbirlerine karşı yükümlülükler üstlenerek borç ilişkisine giren tarafların, taahhüt ettikleri edimleri ifa etmesi gereklidir.

 

4.Borçlar hukukunun temel kavramlarından olan sözleşmelerin amacı ise, edimlerin karşılıklı olarak ifa edilmesidir. Birbirlerine karşı yükümlülükler üstlenerek borç ilişkisine giren tarafların, karşı tarafın edimini ifa edeceğine olan güvenleri kapsamında sözleşme kurulduğundan, ahde vefa ilkesi gereğince taahhüt ettikleri edimleri ifa etmesi gereklidir. Taraflar sözleşme öncesi görüşmelerde birbirlerine karşı dürüstlük kurallarına uygun bir davranış yükümlülüğü altındadır. Sözleşme öncesi görüşmelerde dürüst davranma yükümlülüğü, sözleşmenin yapılması veya şartlarının tespiti konusundaki kararlarına tesir edecek hususlarda aldatıcı davranışta bulunmamayı, gerekli bilgileri karşı tarafa vermeyi kapsadığı gibi, karşı tarafın hataya düştüğünü fark etme hâlinde onu ikaz etmeyi de gerektirebilir (Uygur, Turgut: Borçlar Hukuk Genel Hükümler, Ankara 1990, 2. Cilt, s.217).

 

5. Borcun tam ve doğru şekilde ifasına, “borcun gereği gibi ifası” denilmektedir. Borcun gereği gibi ifası, borçlanılan edimin, ifa tarz ve unsurlarına yani ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir. Bu şart ve unsurlara uygun olmayan bir ifa, ifa olarak tanımlanamayacağı için “borcun ifa edilmemesi” söz konusu olacaktır (Eren, s.906).

 

6. Başka bir deyişle, ifa modalitelerine aykırı biçimde borçlandığı edimi ifa eden borçlu, borcunu hiç ifa etmemiş olup bu nedenle temerrüde düşmektedir. Zira borçlu temerrüdü, muaccel bir borcun borçlu tarafından borç ilişkisine uygun olarak yerine getirilmemesidir (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Bu Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s.12).

 

7. Somut olayda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları”na ilişkin ikinci ayrımının 112-116. maddeleri arasında “Borcun ifa edilmemesi”, 117 ve devam maddeleri arasında ise “Borçlunun temerrüdü” hükümleri düzenlenmiştir. Borçlunun temerrüdü de borcun ifa edilmemesinin bir türü olmakla birlikte buna ilişkin hükümler muaccel hâle gelmiş borcun ifasının mümkün olmasına rağmen ifa edilmemesi hâlinde uygulanacaktır.

 

8. Türk Borçlar Kanunu’nun bahsi geçen 112. maddesine göre; ““Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

 

9. Alacaklının bu kapsamda borçludan isteyeceği tazminat, müspet zarar, yani onun borcun sözleşmeye uygun şekilde ifasından beklediği menfaattir. Borçlu, ifanın kendi kusuru olmaksızın imkansızlaşmış olduğunu ispat etmedikçe, alacaklının bu yüzden uğradığı zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

 

10. Eksik ifa kavramı sözleşme ve eklerine göre yapılması kararlaştırıldığı hâlde tam yapılmayan iş veya dürüstlük kuralı gereği yapılması gereken işlerin bir kısmının hiç yapılmaması durumunu ifade eder.

 

11. Ayıp ise, satılan malda ortaya çıkan, alıcının o maldan tümüyle ya da gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve aksaklıklar gibi özürleri ifade eder (m.194) (Zevkliler, Aydın: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2002, s.108; Zevkliler, Aydın/Aydoğdu, Murat: Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara 2004, s.104).

 

12. Ayıplı mal satımı karşısında alıcıyı korumaya yönelik genel nitelikli düzenlemeler zaten mevcut iken [BK, m.194-207 ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 25/3], tüketiciyi daha etkin bir biçimde koruma gayesi ile yürürlüğe giren mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da (TKHK) ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da (6502 sayılı Kanun) bu husus ayrıca düzenleme yeri bulmuştur.

 

13. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukukî veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.

 

14. Ayıbın varlığı hâlinde satıcıyı maldaki ayıptan sorumlu tutabilmek için TBK ve 6502 (4077) sayılı TKHK hükümlerine göre birtakım maddi koşulların (ayıp sayılan bir eksikliğin mevcudiyeti, ayıbın önemli olması, ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda var olması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması) gerçekleşmesi ve bazı biçimsel koşulların da (ihbar ve BK hükümlerinde muayene) alıcı tarafından sağlanması gerekir.

 

15. Tüketici işlemi niteliğinde olan satımlar açık ayıbın varlığı hâlinde, bu durum malın tesliminden itibaren otuz gün içerisinde muhatabına bildirilmelidir (TKHK, m. 4/II). Ayıp gizli, yani ortalama bir tüketici bilgisine göre olağan bir gözlemle tespit edilemeyecek yahut sonradan ortaya çıkacak mahiyette ise veya ayıp tüketiciden hileyle (kasten veya ağır kusurla) gizlenmişse alıcı otuz günlük süre ile bağlı olmaksızın, ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren TKHK’nın 30. maddesi yollamasıyla BK’nın 198/II-III maddesi hükmü gereği derhal, başka bir ifade ile dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede ayıbı ihbar etmelidir. Süresinde ayıp ihbarı yapılmadığı savunmasının bulunduğu durumlarda gizli ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediğinin tespiti hususu bilhassa zaman içerisinde ortaya çıkan ayıplar yönünden farklı bir özellik arz eder. Bu gibi bir durumun varlığı hâlinde hâkim gizli ayıbın niteliği ve ortaya çıktığı zaman dilimini (malın kullanım şekli, mevsim koşulları, ısı değişiklikleri gibi etkenler yanında bir tüketicinin bu durumu ne zaman fark edebileceği ve taraf delilleri de dikkate alınarak) belirlemelidir. Teknik bir konu olan bu belirleme somut olayda bilirkişi incelemesi ile tespit olunabilecektir.

 

16. 6502 sayılı Kanun'un 8. maddesinde; \"(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır. (2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir. (3) Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hâllerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur. \"

 

17. Ayıplı maldan sorumluluk başlıklı 9. maddede; \" (1) Satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. (2) Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz. \"

 

18. İspat yükü başlıklı 10. maddede; \"(1) Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz. (2) Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz. Bunların dışındaki ayıplara karşı tüketicinin seçimlik hakları saklıdır...\"

 

19. Tüketicinin seçimlik hakları başlıklı 11. maddede; \" (1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici; a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. (2) Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Bu fıkradaki hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur. Üretici veya ithalatçı, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın doğduğunu ispat ettiği takdirde sorumlu tutulmaz. (3) Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır... \" şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

 

20. 6502 sayılı Kanun’un madde 10/I hükmü ile önceki düzenlemelerden farklı olarak, 99/44 sayı AB Yönergesinin 5 inci maddesinin üçüncü paragrafına uygun olarak malın ya da hizmetin ifasından itibaren ilk altı ay içinde ortaya çıkan ayıplar için, söz konusu ayıbın teslim tarihinde var olduğunu kabul eden bir düzenleme getirmiştir. Bu hükümle tüketici lehine bir karine düzenlenmiştir. İlk altı ay içinde tüketicinin malın ayıplı olduğunu ileri sürmesi, malın ayıplı olarak teslim edildiğine karinedir. Ancak, satıcı malın ayıplı olmadığını ispat ederek, tüketicinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilir. Malın ayıplı olmadığının ispat yükü satıcıdadır. Bir başka deyişle, ispat yükünün satıcıda kabul edilmesi, tüketici tarafından altı ay içinde malın ayıplı olduğunun ileri sürülmesine bağlıdır. Bu düzenleme ile malın altı ay boyunca sorunsuz çalışması, hayatın olağan akışına uygun olarak kabul edilmiş ve bu süre içinde mal yine de bozulmuşsa, kaynağında yani teslim anında var olan bir ayıbın yattığı sonucuna varılmıştır. Kuşkusuz satıcının bunun aksini ispat etmesi imkanı her zaman vardır. Diğer yandan, bazı mallar açısından örneğin doğası gereği çabuk bozulan, çürüyen veya yok olan mallar ya da koltuk takımlarındaki sigara yanıkları gibi benzer durumlarda bu tür bir karinenin kabulü, malın niteliği ile bağdaşmayabilir. Bu gibi ayıbın, tüketicinin kullanım hatasına dayanmasının çok daha muhtemel olduğu hallerde de hakimin, ayıbın ve malın niteliğini takdir ederek, ayıbın tespit anında var olduğu konusundaki ispat yükünün yine tüketicide olduğuna karar vermesi mümkün olabilecektir.

 

21. Kanun Koyucu, bildirim yükümlülüğüne ilişkin olarak gerekçede, “Ayıplı malda tüketicinin seçimlik haklarından faydalanabilmesi için ayıbı belirli bir süre içinde ihbar etmesi yükümlülüğü kaldırılmıştır. AB Yönergesinin mecburi unsurları arasında yer almayan ihbar yükümlülüğü bugün örneğin Avusturya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere, İrlanda, Letonya, Lüksemburg ve Yunanistan’da düzenlenmemiştir. Nitekim tüketicinin seçimlik haklarından birini kullandığı yönünde her halükarda bildirimde bulunması gereğinin olması, bunun öncesinde ayrıca bir de ayıbı ihbar etmesi zorunluluğunu anlamsız kılmaktadır. Özellikle ayıbın hangi anda tespit edildiği genelde tartışmalı olacağından, bu tespit anından itibaren işleyecek bir ayıbı ihbar süresinin de ne zaman sona erdiği uygulamada sorun oluşturmaktadır. Tüketici iki yıllık zamanaşımı süresi içinde ayıbı tespit ettiği sürece seçimlik haklarını da kullanabilecektir. Ayıbın çok erken bir safhada tespit edilmiş olmasına rağmen, tüketicinin uzun süre seçimlik hakkını kullanmamış olması, duruma göre Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde bir hakkın kötüye kullanılması itirazı ile karşılaşabilecektir. Tüketicinin ihbar için öngörülen süre içinde ayrıca hangi seçimlik hakkını kullandığını bildirme yükümlülüğü bugün de yoktur dolayısıyla ihbar yükümlülüğünün tüketiciyi, seçimlik haklarını kullanmak konusunda çabuk hareket etmeye zorlayacağı yönündeki bir argüman bugün için de yerinde değildir.” olarak açıklamıştır.

 

22. Görüldüğü üzere, 6502 sayılı Kanunda, ne gözden geçirme külfetine, ne de bildirim açısından bir süreye ilişkin düzenlemeye işaret eden herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Gözden geçirme külfeti aranmadığı için, tüketici malı kontrol etmek zorunda değildir, malı kontrol etmeden kullanmaya başlayabilir. Ayıp, kendiliğinden ortaya çıkana kadar, tüketicinin ayrıca herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Yine satıcının, tüketicinin gözden geçirme külfetini yerine getirmediği hususunda bir savunma ileri süremeyeceği gibi, ayıbın varlığına ilişkin özel bir bildirim yükümlülüğünde bulunulmadığına da dayanması mümkün olmayacaktır. Bu durumda tüketici”, hangi seçimlik hakkını kullanacağını bildirirken, söz konusu ayıbın varlığını da talebini yönelteceği tarafa belirtmiş olacaktır. Bu nedenle seçimlik hakkın kullanıldığı sırada fiilen bildirimde bulunulmuş olacaktır.

 

23. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde; tüketici açısından bildirim yükümlülüğünü aramak yerinde değildir. Direktif’e uyum sağlamak amacıyla çıkartılan 6502 sayılı Kanun’da iki aylık bildirim süresine yer vermek imkanı var iken dahi, tüketiciyi korumak amacıyla Kanun Koyucu tarafından tercih edilmediği göz önüne alınmalıdır. Bununla birlikte, gerekçede, ayıbı erken safhada tespit eden tüketicinin uzun süre seçimlik hakkını kullanmamasının hakkın kötüye kullanılması itirazı ile karşılaşabileceği belirtilmektedir. Hüküm, gerekçesi ile birlikte yorumlanarak, tüketicinin uzun süre ile bildirimde bulunmaması hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilse dahi, uzun süre kullanılmaması kriteri somut şartlara ve kanun koyucunun tüketiciyi koruma amacına uygun olarak değerlendirilmelidir.

 

24. Tüketicinin haberdar olmadığı gizli ayıplarda ise, satıcının sorumluluğunun devam edeceği hususunda zaten bir tereddüt duyulmamalıdır. Gizli ayıplar olağandışı bir gözden geçirme ile ortaya çıkabilecek nitelikte ayıplardır. 6502 sayılı Kanun, tüketiciye gözden geçirme külfeti yüklemediği için, tüketici malın ayıplı olması nedeniyle seçimlik haklarından birini ileri sürdüğünde, satıcı malın ayıplı olmadığını ispat ile yükümlü olacak, ayrıca malda seçimlik hakkın kullanılmasına neden olan ayıp gizli ayıpsa, tüketicinin malın ayıplı olduğunu ileri sürdüğü tarih için hakkın ileri sürülmesini geç olması ve hakkın kötüye kullanılması itirazları da dinlenilmeyecektir.

 

25. 6502 sayılı Kanun’un ilgili hükmü ile, Kanun gerekçesinde açıkça da işaret edilen Direktif ’le uyum sağlamak amacına uygun bir düzenleme getirildiğinin ve bildirim külfetinin 10. madde hükmü ile bilinçli olarak kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun tamamlayıcı görev üstlenmesi, ancak 6502 sayılı Kanun’un özel olarak düzenlemediği hususlar için söz konusu olacağı gözden kaçırılmamalıdır. Öyle ki açık ya da gizli ayıplar için alışılagelen gözden geçirme ve bildirimde bulunma külfetleri, 6502 sayılı Kanun'da kaldırılarak yerine geçen “ispat yükü” adı altında bir düzenleme getirildiğinden, Türk Borçlar Kanunu’na gitmek mümkün değildir. O halde tüketici taşınır mallarda iki yıllık, taşınmaz mallarda 5 yılllık zamanaşımı süresi içinde ayıbı tespit ettiği sürece seçimlik haklarını da kullanabilecektir. Ayıbın çok erken bir safhada tespit edilmiş olmasına rağmen tüketicinin uzun bir süre seçimlik haklarını kullanmamış olması, duruma göre Türk Medenî Kanunu'nun 2. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde bir hakkın kötüye kullanılması itirazı ile karşılaşabilecektir.

 

26. Bu durumda, 10. madde gereğince ayıbın açık ya da gizli olduğu husususun bir öneminin bulunmadığı, malın teslim ya da taşınmazın devir tarihinden itibaren zamanaşımı süreleri içinde 6 ay içinde bildirilen ya da dava açılan uyuşmazlıklarda malın ayıplı olmadığının isbat yükünün satıcıda, 6 ay sonra bildirilen ya da açılan davalarda da malın ayıplı olduğunun isbatının alıcıda olduğunun kabulü gerekmiştir. Zamanaşımı sürelerinin değerlendirilmesinde de aynı kanunun 12/3 maddesinde açıklanan şekilde ayıbın ağır kusur ya da hile ile gizlenmesi durumunda satıcının zamanaşımı hükümlerinden yararlanamayacağının da gözden kaçırılmaması gerekecektir.

 

27. 14.06.2003 tarihli 25138 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe giren Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin, Garanti Belgesinde Bulunması Zorunlu Bilgiler başlıklı 7. Maddesi;

 

\"Tüketicilere verilecek garanti belgesinde aşağıda belirtilen bilgi ve açıklamalar yer alır:

 

a) İmalatçı-üretici ve ithalatçı firmanın unvanı, merkez adresi ile yetkilisinin imzası ve kaşesi,

 

b) Satıcının unvanı, adresi ile yetkilisinin imzası ve kaşesi,

 

c) Fatura tarih ve sayısı,

 

d) Malın cinsi, markası, modeli ile varsa bandrol ve seri numarası,

 

e) Malın tüketiciye teslim tarihi ve yeri,

 

f) Garanti süresi,

 

g) Azami tamir süresi,

 

h) Malın bütün parçaları dahil olmak üzere tamamının en az iki yıl ve/veya Bakanlıkça belirlenen ölçü birimi ile tespit edilen değere göre garanti kapsamında olduğu,

 

ı) Malın ücretsiz tamir, değiştirme, bedel iadesi ve bedel indirimi yükümlülüklerine ilişkin bu Yönetmelikte düzenlenen şartlar,

 

i) Kullanım hataları,

 

j) Tüketici lehine tanınabilecek haklarla ilgili diğer hususlar,

 

k) Bakanlık izin tarihi ve sayısı.'' şeklindedir.

 

28. Açıklanan maddi ve biçimsel koşulların sağlanması hâlinde alıcı tüketici, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir.

 

29. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı 27.12.2013 tarihinde davalıdan 2013 model BMW marka 520 Li tipinde sıfır kilometre aracı 245.582,35 TL bedelle satın almıştır. Dava konusu aracın tüm ithalat belgelerinde Almanya menşeli olduğu belirtilmiştir. Araca ilişkin Garanti Belgesi ve Gümrük beyannamesi ekinde bulunan AT uygunluk belgesinde Almanya'da üretildiği yazmaktadır, yine bu belgelerde aracın Çin ülkesinde üretildiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

 

30. Davacı, Bakırköy .... Noterliğinin 23.11.2015 tarihli ve 16137 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıdan dava konusu aracın ithal edildiği ülke ile imal edildiği ülkenin tarafına bildirilmesini talep etmiştir. Davalı, Beşiktaş .... Noterliğinin 30.11.2015 tarihli ve 31466 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aracın imal edildiği ülkenin Çin, ithal edildiği ülkenin Almanya olduğunu davacıya bildirmiştir.

 

31. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi bilirkişilerden oluşan heyetten alınan bilirkişi raporlarında; aracın inceleme tarihi itibariyle aracın 199.358 kilometrede olup hali hazırda araçtan faydalanmayı etkileyen bir durum olmadan kullanılmaya devam edildiği, araçta zaman içerisinde kullandıkça ortaya çıkan sorunların kullanıcı kaynaklı olmadığı ve onarımının gerçekleştirildiğinin tespit edildiği, dava konusu aracın Çin'de veya başka bir ülkede üretilmiş olmasının o araçta teknik bir sorun olacağının göstergesi olmadığı için şu haliyle araçta teknik olarak bir gizli ayıptan bahsedilemeyeceği görüşü bildirilmiştir.

 

32. Tüketici, sınırlı maddi imkanı ile satın aldığı üründen alabileceği azami faydayı elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple da tüketici, uzun yıllardan bu yana kaliteli araç ürettiğine güvendiği araç markasının yine bu markanın ait olduğu ülkede üretilmiş olmasını tercih etmektedir. Tüketicinin markaya ve üretici ülkeye duyduğu bu güven marka sahibinin malını satmasında da kolaylık sağlamaktadır.

 

33. Davacı tüketici, dava konusu tercih etme nedenlerinin başında markanın Alman markası olması ve aracın Alman üretimi olduğu inancının geldiğini, aracın Çin'de üretildiği hususunun satış esnasında kendisine bildirilmesi halinde bu aracı kesinlikle tercih etmeyeceğini beyan etmiştir. Davalı tarafça da, satış tarihinde aracın Almanya üretimli olmadığı, Çin ülkesinde üretildiğine dair davacı tüketicinin bilgilendirildiği hususunda herhangi bir yazılı belge sunulmamıştır.

 

34. Davacı Tüketicinin kendisine sunulan ve dava konusu araca ait Garanti Belgesi ve AT uygunluk belgesinde Almanya'da üretildiğinin yazması, tüm ithalat belgelerinde Almanya menşeli olduğu belirtilmesi karşısında aracın Almanya üretimi olduğunu düşünerek satın alan davacı tüketicinden, aracın gerçek üretim yerinin Çin ülkesi olduğunu gizleyen davalı bu hileli davranışı ile davacıyı yanıltmıştır. Üretim yerinin tüketiciden özellikle gizlenerek yanlış gösterilmesinin ayıp niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

 

35. 6502 sayılı Kanunda ayıplı malın düzenlendiği 8. maddenin 2. bendinde \"Ambalajında, etiketinde tanıtma ve kullanım klavzunda, internet portalında yada reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan....\" mallar ayıplı olarak sayılır. Bu düzenlemeye göre davaya konu aracın Garanti belgesinde ve AT uygunluk belgesinde Almanya üretimli olduğu yazılarak gerçek üretim yerinin gizlenmesi gizli ayıp sayılır.

 

36. Davalının hile oluşturan aracın gerçek üretim yerini olandan farklı göstermek suretiyle gizlemesi nedeniyle davalı zamanaşımı hükümlerinden yararlanamayacaktır. Kaldı ki davalı cevap dilekçesinde ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını da ileri sürmemiştir.

 

37. Hal böyle olunca, araçtaki ayıbın gizli ayıp olduğu, davacı tüketicinin satın alma iradesinin hileli davranışlarla aldatılarak oluşturulması tüketicinin dava konusu araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı kabul edilerek hile niteliğindeki davranışla yanıltılan davacı tüketicinin aracın Almanya ülkesinde üretilen ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulmasına karar verilmiştir.

 

VI. KARAR

 

Açıklanan sebeplerle;

 

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

 

2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,

 

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

 

24.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

 

KARŞI OY

 

Davacı taraf, satın aldıkları aracın yasal dokümanlarında üretim yeri olarak Almanya yazdığını oysa aracın Çin’de üretildiğinin anlaşıldığını, araçta birçok arızaların meydana geldiğini, misli ile değiştirilmesini talep etmiştir.

 

Daire çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık, aracın üretim yerinin yanlış gösterilmesi halinin tek başına ayıp sayılıp sayılmayacağı, yoksa araçta meydana gelen arızanın Çin üretiminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının ispatının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

 

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 8. maddesine göre, “Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.”

 

Günümüzde birçok mal tek yerde üretilmemekte, aynı markanın değişik ülkelerde üretim yeri bulunabilmektedir. Bu nedenle bazı markalar küresel marka kabul edilmiştir. Küresel markalar, faaliyet gösterilen tüm ülkelerde; marka kimliği, konumlandırma, reklam stratejileri, marka kişiliği, ürün, paketleme ve hissiyat açısından yüksek derecede benzerlik gösteren markalardır. (Hangisi Küresel, Hangisi Değil? Ayşegül Karataş / Kazım Mert / Remzi Altunışık. Sakarya Üniversitesi)

 

Dünyanın değişik yerlerinde üretim yapan bir markanın ürününü alan kişi, bu ürün nerede üretilirse üretilsin bir örnek olduğunu, aynı malzemeden aynı üretim tekniği kullanılarak üretildiğini, aynı standardın marka tarafından sağlandığını düşünmektedir.

 

Davacının aldığı araç Çin’de üretilmiş ancak Almanya’dan ithal edilmiştir. Aracın gümrük beyannamesinde menşei Almanya olarak yazılmıştır. Menşei kelimesi, köken, kaynak anlamına gelmektedir. Gümrük bilgilerinde eşyanın menşei kavramı, “bir eşyanın ekonomik milliyeti” olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda araç Almanya’dan ithal olup aracın kaynağı Almanya olması nedeniyle gümrük beyannamesinde bir yanlışlık yapılmamıştır. Bu konuda davacının yanıltıldığı da söylenemez.

 

Bilirkişi heyeti raporunda, “araçta meydana gelen arızaların teknik bir konu olup üretim yeri ile ilgisinin bulunmadığı, birçok markanın Çin veya başka ülkede komple veya parça bazında üretim yapılabildiği, bunun aracın veya o malın Çin markası veya malı olduğunun bir göstergesi olmadığı, sadece işçilik ve malzeme giderlerinin düşük olması sebebiyle üretimin ticari zihniyetle gerçekleştirildiği, Çin’de üretilen malın kalitesiz veya standarda uygun olmayan bir biçimde üretilmiş olduğunu göstermediğini” belirtmişlerdir.

 

Davacı tarafından küresel bir markaya ait araç alınmıştır. Marka belirtilmeden cins olarak bir araç sipariş edilse ve onun yerine herhangi bir Çin malı araç verilmesi halinde akde aykırılıktan söz edilebilecektir. Dava konusu araçta bilirkişiler tarafından Alman üretimi benzer bir araç ile kıyaslanıp arada fark olup olmadığı tespit edilmemiştir. Araçta arızanın meydana geldiği parçaların Alman veya Çin malı olup olmadığı da belli değildir. Almanya’da üretilip Çin’de montajı yapılan parçalar da olabilir. Araçlar birçok parçadan oluşmakta ve bu parçaların hepsi marka tarafından üretilmemekte değişik yerlerde üretilen bileşenlerden meydana gelebilmektedir.

 

Hiçbir incelemeye ve kıyaslamaya tabi tutulmadan Çin’de üretilen bir ürünün kalitesiz ve ayıplı olduğu ön kabulü mümkün değildir. Aksi takdirde ülkeler hakkında herkesin ön yargısı farklı olabileceği gibi ürün çeşidine göre ülkelerin kalite farkı da değişik olabilir.

 

Üretim yerinin yanlış gösterilmesi de tek başına yanıltma/ayıp kabul edilmesi de mümkün değildir. Tüketici Kanununa göre, ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımamasıdır. Küresel markaya ait olan bir üründe farklı ülkede üretilen malın örnek modelden farklı olduğunu iddia etmek zordur.

 

Üretim yerinin/menşeinin yanlış gösterilmesi tek başına aracın misli ile değişine imkân sağladığını kabul edersek bu sefer örneğin Almanya’da üretilmesine rağmen yanlışlıkla Çin üretimi yazılan bir aracı da misli ile değişime tabi tutmamız gerekecektir. Bu durum, aracından hiç şikâyeti olmadığı halde kötü niyetli olarak misli ile değişim taleplerine yol açacaktır.

 

Somut olayda, aracın gümrük beyannamesinde menşei olarak Almanya yazılması, aracın Almanya kaynaklı ve Alman milliyetine mensup olduğunu belirttiği ve bu hususun doğru olup davacıyı yanıltma sayılmayacağı, ayrıca davacının aracında meydana gelen arızaların Çin üretiminden kaynaklandığının, arıza meydana gelen parçaların bilhassa Çin’de üretildiğinin ispatlanmadığı, aracın kilometresinin bilirkişilerce incelenme tarihinde 199.358 olup bu kilometreye kadar gelen araçta kullanıcı hataları dahil arızaların meydana gelebileceği ve bu arızaların giderildiği, araca bu kadar km bindikten sonra menşei konusunda yanıltma gerekçesine dayanarak misli ile değişim talebinin hakkın kötüye kullanılması sayılacağı düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
logo

©2025, Av.Ayşe Süzek Hukuk & Arabuluculuk Bürosu tüm hakları saklıdır.

bottom of page